Kategori arşivi: Denemeler

Kaçan Danalar Aşkına

 Bir Kurban Bayramı’nda daha kaçan danaların haber olması normal elbette. Kaçanlar, kovalayanlar, bıçağı fazla kaçırıp acil kapısına yığılan acemi kasaplar… Bunlar çok da ilgimi çekmiyor doğrusu.

Ben bilmişlik taslayarak, çok şey bilen feylesof tarzında büyük laflar etmek istiyorum. Bunlara karnınız toksa şimdiden yazıdan kopmanızda fayda var. Az sonra başlıyorum haberiniz olsun…

İnsan, hayatta kaçan danadan çok fazla şey kaçırıyor. Bazen bir otobüsü, bir treni, belki bir uçağı, ya da bir sınavı kaçırıyor ve üzülüyor. En çok da fırsatları kaçırdığı için üzülüyor galiba. Kaçan şeylerin birer fırsat olduğunu anlamak için de zamanı kaçırması gerekiyor. Pişmanlık, dananın boynuna bıçağın dayanması gibi dayandığında iş işten çoktan geçmiş oluyor çoğu kez.

      Kaçan fırsatların danalar kadar önemli bir aşaması da toplumsal, hatta küresel fırsatlar olduğu muhakkak. Yani toplumsal bir fırsat kaçtığında, bireylerin teker teker birçok fırsatı da kaçmasının yolu açılmış olmuyor? Hatta çoğu kez kitlelerin fırsatları kaçırmasına neden olanlar, bundan zerrece etkilenmiyor. Daha da vahimi bu onların işine geliyor.

 (Şimdi cümlenin en büyüğü geliyor 😊)

     Kaçan danasını kovalayan ahalinin, kaçan fırsatlarını da kovalaması gerekmiyor mu? Fırsatları kaçırmasına neden olanlara da hiç olmasa surat asmak hakkını kullanması gerekmez mi? Celladına âşık olmuş bir budala haliyle ne kadar daha yaşayabilir.

    Böyle giderse, kaçırdığı bıçağın keskin ucu, elinde, kolunda değil belki şah damarında bir kesiğe yol açabilir ki Allah muhafaza bunun tedavisi de yok.  

     Bir sınıf daha var ki onların dururumu kaçan danadan da vahim. Kaçanlarla kovalayanlar arasında kalmış çırpınıp duruyorlar. İşin sonunda kimseye de yaranamıyorlar. Savundukları haklar onların en büyük düşmanı. Onlar benim gibi çakma düşünür değil gerçek düşünürler.

     Aklını kaçıranlar ise en rahatı. Oh gel keyfim gel. Akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine deli ol dünya senin kahrını çeksin havasındalar. İyi de yapıyorlar sanki…

Bana müsaade, benim dana da yuları koparmış gidiyor, koşmam gerek… size hayırlı bayramlar…

Eyüp Yıldırım

28 Haziran 2023

KOCA ÖKÜZ

        Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Mustafa Kemal’in Kağnısı” adlı şiirinde; “Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez…” Şiir malum Kurtuluş Savaşı sırasında cepheye mermi taşıyan, elma yanaklı, üzüm gözlü, güçlü kuvvetli Anadolu kadını olan Elif’i anlatır.

        Şiirin bu bölümü beynimde yankılanırken, aklıma, içime oturmuş öküzler, hayatıma girmiş; ne “dah” demeyle ne de “dahha” demeyle de yerinden kımıldamayan öküzler aklıma geliverdi.    

        Kendi öküzlerimle hatta öküzlüklerimle bir şekilde mücadele ediyorum. Bazen onların dediği oluyorsa da çok da keyif yapmalarına izin vermiyor, bazen dürte dürte, bazen vura vura, bazen de mecburen yerine kendimi koşarak yol almayı başarıyorum.

    Aldığım mevziler bu anlamda küçümsenecek düzeyi epey geçti. Belki cephede tam bir zafer kazanmadım ama mevziler elde etmeyi de başardım. En azından bana öyle geliyor. Bu da öküzlüğümün bir yanı olarak savunma halimidir şimdi bilemedim. Yok yok bu kadarı haksızlık olur.

      Asıl sorunum dışımdaki öküzler. Hiç bitmiyorlar, kalkıp gitmiyorlar, ne laftan anlıyorlar, ne azardan. Gel desen gelmiyorlar, bırak desen bırakmıyorlar. Hele bir de bu öküzlerle birlikte olmak gibi ceza içindeysem, vay halime. Düz yerde takılır düşer, yerine kendini koşsan öküz gibi direnir de direnir. Bütün yükü çektiğin yetmez gibi onu da çekmek zorunda kalırsın. Adeta karadelik gibi enerjini, neşeni, gayretini emer yok ederler.

Acılı Bayram Çorbası

 

         Ramazan Bayramı ve dışarıda yağmur var. Pencerelerin arkasından “nerede o eski bayramlar” diyenler gözlerini yollarda bırakmış, unutulmuş yalnızlıklarının eteklerinden tutunup ayağa kalkmaya çalışıyor. Lüzumsuz sözler söylemektense susmayı yeğleyenler, avazı çıktığı kadar karanlık püskürüyor gökyüzüne.

         Kuşların kimisi çoktan yumurtalarının üstünde beklemeye başlamış, kimi ise halen yuva yapma telaşında. Geleceğine umut beslemekten uzak milyonlarca genç, birikmiş çerçöpler kucaklarında konacak yuva aramakta. Yuva yok, umut yok… Şükretmeyi öğütleyen büyüklerine kötü bakışlar atmaya bile lüzum duymayacak kadar gözleri açılmış. Onları nankör sananlardan çok daha akıllılar, “yeni nesil çok bozuldu” diyorlar birbirlerine gülümseyerek, “yeni nesil çok bozuldu gerçekten…”

       Ramazan Bayramı ve dışarıda yağmur var. Havada bulutlar iç içe geçmiş, güneşe başkaldırıyor. “Bulutlar ağlıyor” diyor orta yaşlı bir kadın, “ağlayan ben değilim, gözlerime de ıslak hava kaçtı sanırım, ondan nemli,” diyor, kelimeleri, market vitrinlerinde ıslak izler bırakırken…

        Ramazan Bayramı ve dışarıda yağmur var. Kavgaya soyunmuş, genç kızlar saçlarını örüyor, dillerini biliyor ağzı açık aynalarda. “Daha keskin olmalı kelimeler” diyor çakma sarışın kız.  Esmer uzun burunlu olan, rujuna zehir sürerken, “son tükürüğünüzü kendinize saklayın,” diyor, “düşman eline düşersek ne yapacağınızı biliyorsunuz…”  Bardaklarındaki son yudumu başlarına dikiyorlar, hep birlikte “dönmek var ölmek yok” deyip ant içiyorlar, “tam da böyle değildi sanki bu söz” diyecek olan kız, son anda havada yakalayıp cümleyi, kötü günlerde lazım olur diye arka cebine sokuşturuyor…

       Teneşirde acı bayram çorbası kaynatıyor, kamburu çıkmış küçük bir kız. Saçları sapsarı, gözleri yemyeşil, bakışları sükûnet, sözleri kadifemsi… “Sözleri kadifemsi” diyorlar duyanlar. “Ama” diye ekliyorlar; “ama sözünü duymak için kulak yetmez, hatta kulak istemez, göz görmez…  

    “Yürek” diyesim geliyor içimden, “öyleyse yürek gerek,” diyorum, “âlemin akıllısı sensin değil mi? hemen de anladın yürek olduğunu, hiç de değil aptal” diyor.

    “Hakikaten aptalsın sen, teneşirde kaynatmasına da mı dikkat etmedin, vallahi çok aptalsın!” aptallığım bu kadar yüzüme vurulmasaydı iyiydi diyesim geliyor azcık ama diyemiyorum daha çok aptal durumuna düşerim diye.

        Ramazan Bayramı, dışarda yağmur var. Dışarda olanlar, içimde olanlar. Teneşir üstünde kaynayan kazan.

    Ne siz sorun ne ben söyleyeyim, bayramda neler var…

                                   03.05.2022 Salı

YALAN ÜSTÜNE

 “Onlara palavra savurdukları için mi kızıyorum sanıyorsunuz? Saçma! Ben yalanı severim! Yalan, insanların bütün öteki yaratıklara karşı biricik üstünlüğüdür! Yalan söylersin ve böylece gerçeğe ulaşırsın! Ben yalan söylediğim için insanım. Önceden on dört kez, hatta belki de yüz on dört kez yalan söylemeden hiçbir gerçeğe ulaşılmamıştır. Ve bu kendine göre onurlu bir iştir. Oysa biz yalanı bile kendimiz kıvıramayız! Bana bir yalan söyle, ama bu yalan senin olsun, senin uydurduğun bir şey olsun, alnından öpeyim! Kendine ait bir yalan, başkalarına ait gerçekleri tekrarlamaktan belki de daha iyidir. Birincisinde sen bir insansın, ikincisinde ise papağan! Biz şimdi neyiz? Biz şimdi ayrıcalıksız hepimiz, bilimde, gelişmede, düşüncede, buluşta, ülküde, istekte, liberalizmde, akılda, tecrübede, her şeyde, her şeyde, her şeyde daha kolej hazırlık sınıfındayız. Başkalarının aklıyla yetinmek hoşlarına gidiyor, alışmışlar bir kez!”
Dostoyevski
SUÇ VE CEZA

İKNA

İkna edilebilir bir yanı yok bu işin. Eğer olsaydı ya da ben bilseydim, bunun için gayret gösterir miydim emin değilim. Emin olmadığıma, hatta baştan böyle bir durumun imkânsız denecek derecede zor olduğunu düşündüğüme göre muhtemelen buna hiç kalkışmazdım.

Bir pazarcının malını satmak için bağırması gibi “ikna” satılamayacağını bildiğim için ve müşterisini çığırtkan bir cazgır edasıyla çağıran lokantanın birbirine karışmış yemek kokularının sokağa bıraktığı sası yağ ve baharat kokusunun peşinden gidemeyecek kadar fikre hürmetim olduğunu bildiğim insanlardan utanırım.

Mevcut görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ikna.jpg

Zavallı ve perişan bir kadının, üzerinden bedenine, bedeninden ruhuna leke leke yapışmış, el ve dudak izlerini suyun kudretiyle temizleme gayreti kadar anlamlı bir emek veremeyen biri, sizin “ikna” çabanızı nasıl ve ne maksatla algılayabilir. Ancak kötü yolun yolcularından düşen perişanlık ve tiksinti dolu, kusmuk kokan sahte tövbelerine bir yenisini eklemeye çalışan biri olarak görecektir sizi.

İkna kendinden öte ve kendine göre yeni bir dünya için olabilir mi? Bence olamaz. Olursa da sahte olur. Az önceki tasvirden daha beter olur. Öyleyse “önce kendi evinin önünü süpürmek gerekir” düsturu yine devreye girecektir.

Ve bence daha da önemlisi o zaman başkasının önünden gözünüzü çekmenin bizim için daha hayırlı olduğunu da göreceğiz. İkna olacağız. İkna oldukça durgun su birikintisinde şavkını seyre dalıp, ondan medet uman bir aptala dönüşmezsek -ki böyle bir risk her zaman vardır- o zaman doğru yola ulaşmasak bile ulaşmanın anahtarını ya da pusulasını kavramaya başlayabiliriz gibi geliyor bana.

Hülasa dostum, erikten kamaşan dişlerini sirkeyle tedavi edemezsin…EYÜP YILDIRIM

4 EYLÜL 2023