
Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Mustafa Kemal’in Kağnısı” adlı şiirinde; “Dah etti, yok. Dahha dedi, gitmez…” Şiir malum Kurtuluş Savaşı sırasında cepheye mermi taşıyan, elma yanaklı, üzüm gözlü, güçlü kuvvetli Anadolu kadını olan Elif’i anlatır.
Şiirin bu bölümü beynimde yankılanırken, aklıma, içime oturmuş öküzler, hayatıma girmiş; ne “dah” demeyle ne de “dahha” demeyle de yerinden kımıldamayan öküzler aklıma geliverdi.
Kendi öküzlerimle hatta öküzlüklerimle bir şekilde mücadele ediyorum. Bazen onların dediği oluyorsa da çok da keyif yapmalarına izin vermiyor, bazen dürte dürte, bazen vura vura, bazen de mecburen yerine kendimi koşarak yol almayı başarıyorum.
Aldığım mevziler bu anlamda küçümsenecek düzeyi epey geçti. Belki cephede tam bir zafer kazanmadım ama mevziler elde etmeyi de başardım. En azından bana öyle geliyor. Bu da öküzlüğümün bir yanı olarak savunma halimidir şimdi bilemedim. Yok yok bu kadarı haksızlık olur.
Asıl sorunum dışımdaki öküzler. Hiç bitmiyorlar, kalkıp gitmiyorlar, ne laftan anlıyorlar, ne azardan. Gel desen gelmiyorlar, bırak desen bırakmıyorlar. Hele bir de bu öküzlerle birlikte olmak gibi ceza içindeysem, vay halime. Düz yerde takılır düşer, yerine kendini koşsan öküz gibi direnir de direnir. Bütün yükü çektiğin yetmez gibi onu da çekmek zorunda kalırsın. Adeta karadelik gibi enerjini, neşeni, gayretini emer yok ederler.