eyüp yıldırım tarafından yazılmış tüm yazılar

Bülbülü Öldürmek (Harper Lee)

  1. Yazar Hakkında Kısa Bilgi

Lee, tam adıyla Nelle Harper Lee, 28 Nisan 1926’da Amerika’nın Alabama eyaletinde, küçük bir kasaba olan Monroeville’de doğdu. Dört kardeşin en küçüğüydü ve çocukluğu, kitabındaki Maycomb kasabasına çok benzeyen bu yerde geçti. Babası Amasa Coleman Lee, bir avukattı ve eyalet meclisinde de görev yapmıştı – tıpkı kitaptaki Atticus Finch gibi, dürüst ve adaletli bir hukukçu. Harper Lee’nin babasının gençliğinde iki siyahi adamı savunduğu bir dava, kitabın mahkeme sahnelerine ilham verdi.

Çocukluğunda erkek fatma bir kızdı; kısa saçlı, pantolon giyen, maceracı biri. En yakın arkadaşı, komşu çocuğu Truman Capote’ydi – evet, o ünlü yazar! Kitaptaki Dill karakteri tamamen Capote’den esinlenilmiş. Capote gibi meraklı, hayal gücü yüksek bir çocuktu Dill.

Lee, üniversiteye gitti: Önce Huntingdon Koleji, sonra Alabama Üniversitesi’nde hukuk okudu, ama bitirmedi. Bir yıl Oxford’da eğitim aldı. 1950’lerde New York’a taşındı, havayolu şirketinde bilet memurluğu yaptı. Yazmaya hep meraklıydı, ama asıl dönüm noktası arkadaşlarının hediyesi oldu: Bir Noel’de ona “Bir yıl boyunca yazman için para vereceğiz” dediler. Lee işi bıraktı ve yazmaya başladı.

İlk romanı Bülbülü Öldürmek 1960’ta yayımlandı. Hemen bestseller oldu, 1961’de Pulitzer Ödülü’nü kazandı – edebiyatın en prestijli ödüllerinden. 1962’de Gregory Peck’in Atticus’u oynadığı film çekildi, o da Oscar aldı. Peck’e o kadar hayrandı ki, babasının cep saatini hediye etti.

Ama ilginç olan şu: Lee, bu dev başarıdan sonra neredeyse hiç yazmadı. Röportaj vermedi, kamu önüne çıkmadı, münzevi bir hayat sürdü. 2015’te, gençliğinde yazdığı bir taslak Tespih Ağacının Gölgesinde (Go Set a Watchman) yayımlandı – aslında Bülbülü Öldürmek’in ilk haliydi, ama tartışmalı oldu çünkü Atticus’u daha karmaşık gösteriyordu.

Harper Lee, 19 Şubat 2016’da, 89 yaşında, doğduğu kasabada öldü. Hayatının büyük kısmını Monroeville’de geçirdi. Sadece bir romanla (aslında iki, ama ikincisi tartışmalı) edebiyat tarihine geçti. Neden daha fazla yazmadı? Kendisi “Her şeyimi söyledim” demiş gibiydi. Kitabı 40 milyondan fazla sattı, 40’tan fazla dile çevrildi, okullarda okutuluyor. Lee, ırkçılık ve adalet gibi ağır konuları, bir çocuğun saf gözünden anlatmayı başarmış bir dahi.

(Bu kısmı anlatırken yavaş konuşun, anekdotları vurgulayın – örneğin Capote’yle arkadaşlığını, babasının etkisini – ki dinleyici sıkılmasın. Eğer katılım düşükse, “Sizce neden ikinci kitap yazmadı?” diye soru sorup geçiş yapın.)

2. Kitabın Yazıldığı Dönem ve Toplumsal Özellikler

Kitap 1960’ta yayımlandı, ama hikaye 1930’ların ortasında, 1933-1935 yıllarında geçiyor. Bu iki dönem de çok önemli, çünkü Amerika’nın en karanlık zamanlarından biri.

Önce hikâyenin geçtiği dönem: Büyük Buhran (Great Depression). 1929 borsa çöküşüyle başladı, 1930’lar boyunca sürdü. Milyonlarca insan işsiz kaldı, yoksulluk her yeri sardı. Alabama gibi güney eyaletleri zaten fakirdi, tarım ağırlıklıydı – pamuk, çiftçilik. Kitapta bunu görürüz: İnsanlar para yerine yumurta, odunla ödeme yapıyor. Cunningham’lar gibi fakir ama gururlu aileler var. Çocuklar ayakkabısız okula gidiyor. Herkes etkilenmiş, ama siyahiler daha fazla.

Asıl ağır olan ırkçılık. Güneyde Jim Crow yasaları hüküm sürüyor. Bunlar 1870’lerden beri vardı: Siyahlarla beyazlar ayrı okullarda, ayrı otobüslerde, ayrı lokantalarda. “Ayrı ama eşit” diyorlardı, ama eşit değildi hiç. Siyahiler oy kullanamıyordu neredeyse, çünkü vergiler, okuma testleri engelliyordu. Linç olayları yaygındı – Alabama’da 1877-1950 arası 242 siyahi linç edilmiş.

Kitaptaki Tom Robinson davası, gerçek bir olaydan esinlenilmiş: Scottsboro Olayı (1931). Dokuz siyahi genç, iki beyaz kadının tecavüz suçlamasıyla tutuklandı. Trenle seyahat ediyorlardı, iş arıyorlardı – Buhran yüzünden. Jüri tamamen beyazdı, delil yoktu ama suçlu bulundular. Yıllarca sürdü dava, uluslararası skandal oldu. Harper Lee o sırada 5-6 yaşındaydı, ama etkilendi.

Kitap yazıldığı dönem: 1950’lerin sonu, 1960’lar başı. Sivil Haklar Hareketi tam hızlanıyor. 1954’te okullarda ayrımcılık yasaklandı (Brown v. Board of Education). 1955’te Rosa Parks otobüste yer vermedi, Montgomery Otobüs Boykotu başladı – Martin Luther King ortaya çıktı. 1960’ta oturma eylemleri, özgürlük yürüyüşleri.

Lee kitabı tam bu sırada yazdı. Güneydeki ırkçılığı eleştiriyor, ama umut da veriyor: Atticus gibi insanlar var. Kitap yayımlanınca büyük etki yarattı, çünkü beyaz Amerikalılara “Bakın, bu yanlış” dedirtti. Ama bazı güneyliler kızdı, “Bizi karalıyor” dedi.

Günümüzle bağlantısı: Irkçılık bitmedi, ama kitap empatiyi öğretiyor – Atticus’un ünlü sözü: “Bir insanı anlamak için onun ayakkabılarıyla yürümelisin.” Hitler’den bile bahsediliyor kitapta, önyargının ne kadar saçma olduğunu göstermek için.

3. Kitabın Özeti

Kitap iki bölümden oluşuyor, anlatıcı yetişkin Scout (Jean Louise Finch), ama olaylar çocukluğunda geçiyor.

Birinci Bölüm: Çocukluk maceraları, masumiyet. Scout 6 yaşında, abisi Jem 10, babaları Atticus avukat, anneleri ölmüş, Calpurnia bakıyor – siyahi hizmetçi, ama aile gibi.

Yazın Dill geliyor, Truman Capote’den esinli. Üçü Boo Radley’e takıyor: Komşu, evden çıkmıyor, efsaneler var – adam öldürmüş falan. Çocuklar onu görmek istiyor, oyunlar oynuyorlar. Boo aslında masum, ama kasaba dedikoduyla yargılamış.

Küçük olaylar: Scout okula başlıyor, kavgacı. Atticus hava tüfeği alıyor çocuklara, “Bülbülü öldürmek günahtır” diyor Miss Maudie – çünkü bülbül sadece şarkı söyler, zarar vermez. (Bu metafor Tom ve Boo için.)

Kışta kar yağıyor, yangın çıkıyor. Jem’le Scout Boo’nun evinin önünde oynarken, biri Scout’a battaniye örtüyor – Boo!

İkinci Bölüm: Daha ciddi, mahkeme. Atticus, Tom Robinson’ı savunuyor – siyahi bir adam, beyaz Mayella Ewell’e tecavüzle suçlanıyor. Ewell’lar kasabanın en dip ailesi, “beyaz çöp”.

Mahkeme sahneleri muhteşem: Atticus delilleri çürütüyor – Tom’un solu felçli, yaralar sağdan. Mayella yalan söylüyor, babası Bob dövmüş kızı. Ama jüri tamamen beyaz, Tom suçlu bulunuyor. Sonra Tom hapishanede kaçarken vuruluyor, ölüyor.

Atticus’a tehditler geliyor, çocuklar korkuyor. Bob Ewell intikam alıyor: Halloween’de Jem ve Scout’a saldırıyor. Jem’in kolu kırılıyor. Ama biri kurtarıyor onları – Boo Radley! Boo, Bob’u bıçaklıyor (ölüyor).

Şerif Tate, “Bob kendi bıçağına düştü” diyor, Boo’yu korumak için. Atticus kabul ediyor. Scout, Boo’yu evine götürüyor, empatiyi anlıyor: “Onun ayakkabılarıyla yürümek…”

Kitap bitiyor Scout’un Boo’yu anlamasıyla: Masumları korumak lazım, bülbülü öldürmek günah.

BENİ KİM ÖPTÜ?

Bir kadın düşüyor rüyasına.
Bir çocuk sessizce bağırıyor.
Bir adam, gece boyunca hiç kimseye çarpmadan yürüyor.
‘Beni Kim Öptü?’ cevap arayan sorularla değil; sizi duygularınızın kıyısında gezdiren anlatılarla örülmüş bir kitap.
Zamanın dışına sızan, bazen ayakucumuzda, bazen gönlümüzün ortasında duran, kırılgan hikâyelerle dolu.
Eğer siz de gerçeklikten daha gerçek rüyalara inanıyorsanız, bu kitap sizi anlatıyor olabilir.

Mevcut görselin alternatif metni yok. Dosya adı: wh_dfc32f145.jpg

“‘Beni Kim Öptü’, benim için sadece bir öykü kitabı değil; yılların birikmiş duygularının, yaşanmışlıkların ve içimde taşıdığım soruların bir yansıması. Hayat insana çok şey biriktiriyor: sevinçler, kırgınlıklar, ironiyle karışık hüzünler… Bu kitabı yazarken aslında kendi iç yolculuğuma çıktım. Çocuk edebiyatında masumiyetin dilini aramıştım; burada ise yetişkinliğin karmaşasını, bazen gülümseten bazen de susturan yönlerini anlatmaya çalıştım. Her öyküde biraz kendi iç sesim, biraz da çevremde gördüğüm insanların yankısı var. Belki de bu yüzden, okuyan herkesin kendine ait bir iz bulmasını umuyorum. Çünkü bu kitap, tek başına benim değil, hepimizin hikâyesine dokunabilecek parçalar taşıyor.”

7 Kapı 7 Şifre – Yunus Emre

Mevcut görselin alternatif metni yok. Dosya adı: wh_49513a99d.jpg

Babası Yusuf’a karne hediyesi olarak bir tablet almıştı. Tek bir şartı vardı; bilgisayarın girişinde basit bir bulmacayı çözmek. Bundan kolay ne var diye düşündü Yusuf, ama yanılmıştı. Bu öyle sıradan bir bulmaca değildi. Bulmacayı çözmek için tuşa basması ile kendini bir mağarada buldu. Mağaranın ne girişi ne çıkışı vardı. Sadece değişik şekiller ve rakamlar. Yusuf, şifreleri ipuçlarını buldu, şifreleri çözdü, yedi geçitten geçip Yunus Emre’nin hayatının yedi farklı dönemine şahitlik etti. Farklı kişileri, zamanın koşullarını öğrendi, muhabbet ortamlarına katıldı. Aklını bilgi ile gönlünü sevgiyle doldurdu. Yunus Emre Hazretlerinin hayatında sohbet muhabbetle şiir gibi bir gezinti…

7 Kapı 7 Şifre Mevlana

Mevcut görselin alternatif metni yok. Dosya adı: wh_c8ff1c80f.jpg

Babası Yusuf’a karne hediyesi olarak bir tablet verir. Ama bir şartı vardır; bilgisayar girişindeki bulmacayı çözmek. Ne olmuş yani çözüverir değil mi? Yusuf da öyle düşündü ama fena yanıldı. Bir tuşa bastı her şey değişti. Bilmediği bir yerde buldu kendini. Kapılar, geçitler, şifreler, bilmeceler. Şifreleri çözdü, yedi ayrı kapıdan geçti. Her kapıdan Mevlâna’nın başka bir dönemine gitti. Mevlâna ile birlikte dönemin önemli insanlarını, ülkelerini ve olaylarını da öğrendi. Maceralı bir yolculukla zamana şahitlik etti. Bilgiler edindi, eğlendi.
Hz. Mevlana hiç bu şekilde anlatılmamıştı.

İKNA

İkna edilebilir bir yanı yok bu işin. Eğer olsaydı ya da ben bilseydim, bunun için gayret gösterir miydim emin değilim. Emin olmadığıma, hatta baştan böyle bir durumun imkânsız denecek derecede zor olduğunu düşündüğüme göre muhtemelen buna hiç kalkışmazdım.

Bir pazarcının malını satmak için bağırması gibi “ikna” satılamayacağını bildiğim için ve müşterisini çığırtkan bir cazgır edasıyla çağıran lokantanın birbirine karışmış yemek kokularının sokağa bıraktığı sası yağ ve baharat kokusunun peşinden gidemeyecek kadar fikre hürmetim olduğunu bildiğim insanlardan utanırım.

Mevcut görselin alternatif metni yok. Dosya adı: ikna.jpg

Zavallı ve perişan bir kadının, üzerinden bedenine, bedeninden ruhuna leke leke yapışmış, el ve dudak izlerini suyun kudretiyle temizleme gayreti kadar anlamlı bir emek veremeyen biri, sizin “ikna” çabanızı nasıl ve ne maksatla algılayabilir. Ancak kötü yolun yolcularından düşen perişanlık ve tiksinti dolu, kusmuk kokan sahte tövbelerine bir yenisini eklemeye çalışan biri olarak görecektir sizi.

İkna kendinden öte ve kendine göre yeni bir dünya için olabilir mi? Bence olamaz. Olursa da sahte olur. Az önceki tasvirden daha beter olur. Öyleyse “önce kendi evinin önünü süpürmek gerekir” düsturu yine devreye girecektir.

Ve bence daha da önemlisi o zaman başkasının önünden gözünüzü çekmenin bizim için daha hayırlı olduğunu da göreceğiz. İkna olacağız. İkna oldukça durgun su birikintisinde şavkını seyre dalıp, ondan medet uman bir aptala dönüşmezsek -ki böyle bir risk her zaman vardır- o zaman doğru yola ulaşmasak bile ulaşmanın anahtarını ya da pusulasını kavramaya başlayabiliriz gibi geliyor bana.

Hülasa dostum, erikten kamaşan dişlerini sirkeyle tedavi edemezsin…EYÜP YILDIRIM

4 EYLÜL 2023

Göçmen Ayılar Kitabı Çıktı

Dünyada göç ettiği bilimsel olarak ispatlanan tek ayı türünün Türkiye’de olduğunu biliyor muydunuz? Bu ve bunun gibi birçok doğa olayını macera dolu bir hikâyede okumaya ne dersiniz?

Artvin, Şavşat, Pınarlı köyünde yaşayan Ali, ayı yavrusu ile beklenmedik bir dostluk kurar. Ali’nin hayatını değiştirecek maceralar böyle başlar. Ali, ayı yavrusu ile birlikte, doğanın güzelliklerini, zorluklarını ve sırlarını keşfeder. Bu süreçte hem kendisi hem de çevresindeki insanlar ve hayvanlar hakkında çok şey öğrenir. Bu hikâye, sadece bir macera değil, aynı zamanda doğaya ve tüm canlılara karşı sorumluluklarımızı hatırlatan, kalpleri ısıtan bir eserdir.

Mevcut görselin alternatif metni yok. Dosya adı: gocmen-ayilar-afis-2-kucuk.jpg

“Göçmen Ayılar”, doğayla iç içe yaşamanın getirdiği heyecanı, merakı ve sevgiyi hissettiren bir kitaptır. Bu kitabı okurken, siz de Ali’nin ayı yavrusu ile kurduğu dostluğun, onun hayatında nasıl bir değişime yol açtığını merak edeceksiniz. Peki, Ali ve ayı yavrusu, bu maceradan zarar görmeden çıkabilecekler mi? Cevabı, “Göçmen Ayılar”da bulacaksınız.

Kitapyurdu link aşağıda: https://www.kitapyurdu.com/kitap/gocmen-ayilar-/676300.html